top of page

Hayatımızda Dengenin Yeri


Aristo’dan bu yana filozoflar “denge”’yi bir erdem olarak görmüşlerdir. Çok genel anlamıyla herhangi bir konuyu değerlendirdiğimizde çok az seviye de, çok fazla seviye de zayıflık olarak görülebilir. Güç dengede olmak, optimal noktayı yakalamakla mümkündür. Bu konu duygu dünyamız için de geçelidir. Akılcı beyin ile duygusal beynin dengede olması tercih edilir.

Duygularımızla mantığımız arasında denge kurmak için dikkat edilmesi gereken konuları şöyle sıralayabiliriz; bilişsel tahrifat, düşüncesizlik kontrolü, memnunluğu erteleme, duygusal bağlılıktır.


Bilişsel Tahrifat:

Duygular gerçekliği, görüşümüzü etkileyebiliyor hatta tahrifata uğratabiliyor. Şu sözlerin kullanıldığı anlarla karşılaşırız.

“Dünyaya pembe gözlüklerle bakıyor”

“Öfke gözünü kör etmiş”

“O her zaman en kötüyü düşünür”

Bazen düşünceleri, biliş sistemini, duygular etkisi altına alır ve kişi gerçeklerden uzaklaşır. Bu durumlarda kişi dengeyi kaybedebilir. Bilişsel Çarpıtmalara benzer durumların etkisi görülür. Örnek olarak;

  • Duygusal muhakeme. Duygusal muhakemenin yönü sonuçları etkiler. Başarısız olacağını düşünen bir kişinin başarısız olması.

  • Duygusal Esaret. Bazen duygularımızın esiri oluruz. Başka türlü (daha akılcı) davranabileceğimiz halde kendimizi duygularımıza kilitlenmiş buluruz.

  • Zihinsel renklendirme ya da filtreleme. Her şeyi olduğundan iyimserce ya da kötümserce görebiliriz. Bir küçük problemi afet olarak görebiliriz. Ya da sevineceğimiz bir olayı üzüleceğimiz bir olaya çevirebiliriz. Kendini beğenmeyen bir kişi, ona edilen iltifatlardan da kötü anlamlar çıkaracaktır.

  • Genelleme (yüksek dozda). Daha önce yaşadığımız hataları hep tekrarlayacağımızı sanırız. Her şeyi unutuyorum, her zaman yeniliyorum, ya da hep mutsuzum gibi.

Düşüncesizlik Kontrolü

Düşüncesizlik kontrolü, duygusal zekanın önemli bir parçasıdır. Duygularımızı aklımızı kullanarak dengelemek. Olaylara hazırlıksız dalmamızı sağlar. Olaylardan gereksiz yere çok korkmamızı engeller. Yüksek DZ’lu kişi, duygusal tepkiler vermek ya da durumları gözardı etmek yerine kendi gözlemlerini kullanır.

Duyguları Bastırmak:

Duyguları aklı kullanarak dengelemeye çalışmak kişinin zaman zaman olaylara hazırlıksız yaklaşmalarını durumu açıkça anlayamamalarına sebep olabilir. Bu durum kişinin süreci etkin yönetebilmesine fırsat vermez.

Memnuniyeti Erteleme:

Duygularla mantığı dengelemek aynı zamanda mutluluğu erteleme yetisine de işaret eder. Bir işe başlarken başarmak için uzun saatler gerekir ama gelecek ödül çok büyüktür ve beklemeye değer.


“Memnuniyeti Erteleme” konusuna ışık tutacak popüler bir çalışma vardır. Walter Mischel “Marshmallow Testi” isimli kitabında çalışmasını şöyle anlatmaktadır.


Her şey 1960’lı yıllarda Stanford Üniversitesi’nin Bing Anaokulunda, anaokulu öğrencilerine zor bir ikilemle meydan okuyan basit bir araştırmayla başladı. Öğrencilerim ve ben, çocuklara hemen alabilecekleri bir ödül (örneğin bir şekerleme) ve tek başına, 20 dakikaya kadar beklemelerini gerektiren daha büyük bir ödül (iki şekerleme) arasında bir seçim şansı verdik. Çocukların şekerlemeler, kurabiyeler, küçük krakerler, nane şekerleri ve bunun gibi şeyler içeren bir karışımdan ödülleri seçmelerine izin verdik. Örneğin “Amy” şekerlemeleri seçti. Hemen yiyebileceği tek bir şekerleme ve beklerse yiyebileceği iki şekerlemeye bakarak bir masada yalnız başına oturdu. İkramların yanında istediği an çalarak araştırmacıyı geri çağırabileceği ve tek şekerlemeyi yiyeceği bir masa zili vardı. Veya araştırmacının geri dönmesini bekleyebilirdi ve Amy sandalyesinden ayrılmamışsa veya şekerlemeyi yemeye başlamamışsa ikisini de alabilirdi. Bu çocukların zili çalmamak için verdikleri mücadeleyi görseniz gözleriniz yaşarabilir; yaratıcılıklarını alkışlamak, onlara tezahürat yapmak isteyebilirsiniz. Ayrıca küçük çocukların bile baştan çıkarmaya direnme ve gecikmeli ödüller için sebat etme potansiyeline şahit olmanın içinizde yeni umutlar yeşertmesi de muhtemeldir.


Anaokulu öğrencilerinin beklemeye çalışırken yaptıklarının ve hazzı ertelemeyi nasıl başardıkları veya başaramadıklarının beklenmedik biçimde gelecekteki hayatları ile ilgili birçok tahminde bulunduğu ortaya çıktı. Dört veya beş yaşında ne kadar çok saniye beklerlerse, SAT 1 (Akademik Yeterlilik Sınavı) puanları o kadar yüksek oluyordu ve ergenlikte sosyal ve bilişsel işlevleri de o kadar iyi oluyordu. Anaokulu “Marshmallow Testi” sırasında daha uzun beklemiş olanların 27-32 yaş aralığında vücut kitle indeksleri daha düşüktü ve öz saygıları daha yüksekti. Hedeflerini daha etkin biçimde takip ediyor, hayal kırıklığı ve stres ile daha iyi baş ediyorlardı. Orta yaşa geldiklerinde, istikrarlı bir biçimde bekleyebilenler “yüksek erteleme” ile bekleyemeyenlerin “düşük erteleme” bağımlılık ve obezite ile ilişkilendirilen beyin bölgelerinin görüntülerinde belirgin farklar gözlemleniyordu.

Günümüzde bu araştırma sonuçları tekrar tartışmaya açılmıştır. Sonuçların yeterli olmadığı öne süren bilim insanları vardır.


Duygulara Yok Sayma:

Eğer kişi duyguları önemsemiyorsa, mantıkla dengeleyeceği bir şey yok demektir. Eğer sadece mantığa dayalı kararlar veriyorsa ya da ilişkiler kuruyorsa, hayatta birçok zevkten mahrum kalıyor demektir. Duygularından uzak insanlar, duygusal yakınlıktan, hassasiyetten de paylarını alamazlar. Duygularıyla temas halinde olmayan kişiler başkalarının duygularını da bilemez anlayamazlar. Birçok durumda iletişim, ilişkiler ve sonuçları konusunda olumsuzluklar yaşanabilir.


Stephen R. Covey tarafından sıkça kullanılan bir kavram vardır. “Anla, Yap, Alışkanlık Kazan”. Bu doğrultuda kişisel ve ekip olarak bakıldığında “denge” konusundaki farkındalık kişiye dengede kalmak konusunda önemli ipuçları verir. Bunun sonrasında farkındalık, düşünceleri kontrol ve etkin ilişki yönetimi becerilerini getirecektir. Buradaki farkındalık en basit haliyle kişisel ve sosyal farkındalık olarak algılanmalıdır.


Duygulara yok sayma ve duyguları bastırma konusunda “Kenya Havayolları 507 Sefer Sayılı Uçuşu” bazı yönleri ile dikkat çekicidir.

Kenya Havayolları 507 Sefer Sayılı Uçuşu (5 Mayıs 2007) Yardımcı pilotun uçuşun ilk safhasında kaptanın kendisine hitap şekli ve söylediği sözlerden (kaptanın duyguları yok sayması) olumsuz etkilendiği, bu etkiye rağmen duygularını bastırması, ifade etmemesi ya da edememesi (yardımcı pilotun duyguları bastırması) görülmektedir. Yardımcı pilot tarafından bakıldığın; * Bir tarafta duygular dünyası; yardımcı pilot, incinmiş, kırılmış, üzgün ya da kızgın hissetmiş olabilir. Hatta bu durum onu strese sokmuş olabilir. * Diğer tarafta ise her ne olursa olsun uçuşun emniyetli olarak yürütülmesi ve tamamlanması gerçekler dünyası olarak ifade edilebilir. Kişinin bunların farkında olarak aradaki dengeyi yakalaması görevini profesyonelce tamamlaması kendisinden beklenendir.

Sözün Özü;

Brifingde, kokpitte, kabinde, bakımda, havacılıkla ve yaşamla ilgili tüm süreçlerde aslında hayatın her noktasında duygular dünyası ve gerçekler dünyasının farkında olmak, yaşam içerisinde dengeyi sağlamak önem kazanmaktadır. Denge konusu “Duygusal Zekâ” konusunda kilit özelliktir. Bu konudaki farkındalığı geliştirmek duygusal zekânın her bileşeni ile ilgili olarak kişinin kendini geliştirmesi ile mümkündür.


* Bu yazı 03 Nisan 2022 günü AirNewsTimes'da yayımlanmıştır.


Kaynaklar:

  • Walter Mischel “Marshmallow Testi” 2016

  • Steve Hein www.eqi.org

39 görüntüleme2 yorum

İlgili Yazılar

Hepsini Gör

2 Comments


Eray Beceren
Eray Beceren
Apr 03, 2022

SOSYAL MEDYADAN GELEN YORUM: Uçuş operasyonundaki dengeyi çok güzel ifade etmişsiniz.

Like

Eray Beceren
Eray Beceren
Apr 03, 2022

SOSYAL MEDYA YORUMU: Eray Hocam kaleminize sağlık. “Denge” konusu ile ilgili olarak benim de naçizane eklemek istediğim bir konu ise “zihinsel sağlık” (menthal well-being) konusudur.

Zira havacılık endüstrisinde pek de ilgi gösterilmeyen ve hatta bazen “espri” konusu olacak kadar hafife alınan bir konu maalesef…

Ama “iyi oluş” hem fiziksel hem de zihinsel anlamda “denge” de olmak değil midir? İyi pazarlar…

Like
bottom of page